İKİLİK YOK BİRLİK VAR
Mustafa EVERDİ
Güneysınır’da aynı tarladan yılda üç defa ürün alan da var; tarlaları nadasa bırakanlar da. Üç kez ürün alan teknolojik çiftçilik yapar. Devasa aletlerle tarlayı bir boydan bir boya bir kere de sulayan makine parkının en tepesine Türk bayrağı çekerek milli tarımın temsilcisi gibi kolhoz çiftliklerinin bir örneği gibi davranır. Havasından yanına varılmaz; örnek alınacak bir işletmedir. Havalı görünüşü kendisine yakışır. Fenni ziraat denen herhalde budur.
Buna karşılık hâlâ eşeği ile çift sürmeye çalışanlar da var. En yeni teknolojiyi kullananları ve Nuh nebiden kalma tekniklerle atadan kalma usullerle bu işi yapanları yan yana görmek Güneysınır’da her an mümkündür. Bu ikili metod birbirinden etkilenmeden, birbirine teğet geçerek sürüp gider. Birisi bu işten para kazanır; birisi “nimet” yetiştirir, kıt kanaat yoluna ve hayatına devam eder. Birinde devasa çiftçilik; hesabı-kitabı muhasebesi olan bir yatırımdır; diğerinde sürüp giden sadece bir alışkanlıktır. Sanki modernizmle gelenek aynı tarlada birbirine paralel devam eder gider.
Toprak, tohum atarsan ürün verir, gübreyle besler ve hasatla yüzünü güldürür. Bunu yapmazsan rüzgârlarla gelen tohumlarla yabani ot, diken, papatya, gelincik rengârenk bir halı gibi üzerine bir yorgan çeker. Daha yükseklerde makiliğe, ormana dönüşür, dünyayı tabiatın kanunlarına göre işler durur.
İnsan ayak bastığı dünyayı değiştirmekle hayata başlar.
Güneysınır’da, köylerinde nadasa bırakılmış tarlalarda; ruhların getirdiği tohumlar yeşerir, susuz, taşlık tepelerde günyüzüne çıkmamış mahcup duygular köklenir ve orman çamları gibi dededen toruna devam eder, gider. Dalaman mantarı, semizotu, ebegümeci, kuzukulağı, dede sakalı, süpürge otu, üzerlik, kengel yabanidir ama işe yarar. Kimisi yenir, kimisi süs veya ilaçtır. Belki bir öğün yemektir belki şifa veya dertlere deva bir cevhere sahiptir. Uzmanı bilir; attarlar biriktirir, eczacılar ilaç yapımında, kozmetikte hammadde olarak kullanılır.
Gelenek teknoloji ve değişime ayak uydurursa bu gelişme’dir. Çatışırlarsa bu gerilim veya yabancılaşmadır. Toprağın hikâyesi sadece yetiştirdiği bitkilerle değil üzerinde kurulan köy, kasaba ve şehirlerle de devam eder gider. İnsan yoksa üzerinde toprağın, tabiatın güzelliğinin bir anlamı yoktur. Gizli bir hazinedir; insanların gelip kendini keşfetmesini bekler durur.
Toprağın fıtratı değişmez. “Hoş söz, aslı sabit, ayrıntıları gökte olan hoş bir ağaç gibidir; rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Berbat söz de, dibinden örselenip tutamaksız kalmış berbat ağaca benzer.” Her bitki tohumunda hangi özellikler varsa buna uygun ürünler verir.
Köy, kasaba ve şehirler yüzlerce –hatta binlerce- yılın bir birikimidir. Türkiye bu birikimi sürekli değiştirmekten adeta zevk alır. Halkımızın kaderini, hayat şartlarını, gelir düzeyini değiştiremez ama adlarını değiştirmekten kaçınmaz. Sanki yapamadıklarına mazeret bulmak ister gibidir. İnsanca yaşama şartları sağlayıp hayatınızı değiştiremiyorum bari adınızı değiştireyim, der örtülü olarak.
Türkiye'de şehirlerin adı değiştirilemez. Konya, Ankara, İstanbul, Isparta…. gibi. Onun yerine, ilçe, kasaba ve köylerin adı değiştirilir. Köylerin adı değişmeden kaderi değişmez diye bir inanç var herhalde devlet katında. Güneybağ ve Karasınır birleşince belki mecburen ortak bir ad bulmak gerekmiştir. Ama köylerin adını değiştirmek neden kolay ve gerekçesi bize neden meçhuldür?
Elmasun zaten Güneybağ yapılmıştı. Köylerimiz var adları şiir gibi ama bize meçhul nedenlerle değiştirilmiştir: Durayda (Ağaçoba) Ağras (Karagüney) Ayas (Avcıtepe), Dorla (Aydoğmuş), Armusun (Gürağaç) Bardas (Alanözü) olmuştur. Yüzlerce yılın birikimi yeni adlarla değişime zorlanmıştır. Zorlama benim yorumum; belki kolaylıkla ve hemen benimsenerek olmuştur. Sanki adımız değişince kaderimiz değişecek!
Köylerimizin ve ilçeyi oluşturan kasabaların kaderi tarih ve coğrafya ile çizilmiş zaten. Ovanın sona erdiği, Toroslara yaklaştığı engebeli arazinin yamaçlarına serpiştirilen köylerimiz; yüzlerce yıldır toprakla haşir neşir bir haldedir. Her bir metre kare kayalık; taşlar kırılarak, arazi oyularak, çakıl toplanarak, binbir emekle verimli tarlalara dönüştürülmüştür. Çocukları ile birlikte tarlalar, bağlar, meyve bahçeleri büyütülmüştür. Çocuklara gösterilen ihtimam; bağlara, tarlalara, üzerindeki ağaçlara da gösterilmiştir. Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur demişler. Toprağın sevdası olmasa insanlar aç ve bin bir tadı ve rengi olan meyvelerden mahrum kalırdı. Kiraz, kayısı, erik, şeftali, armut, ceviz, badem… daha yüzlercesi insan sevgisinin, emeğin, toprakla haşir neşir olan bir sevginin sonucudur.
Devletin işi kolay; gelmiş şurası tarla olsun diyerek kayalık araziye emir vermiştir sanki. Binlerce yıldır karın, yağmurun, rüzgârın, güneşin, sıcaklığın, soğukluğun, börtü böceğin emeği olmasa, toprak oluşur mu? Verimli bir tarlaya, üzüm bağlarına dönüşür mü? Dönüşsün efendim demekle hiçbir şey dönüşmüyor. Plan, proje, çalışma, faaliyet gerektiren işleri öncelemeden adlarımızı değiştiren akıl nasıl bir akıldır?
Bu ikilik nereye kadar sürecek?
Resmi işlerde devletin verdiği adlar esas alınırken gündelik hayat halkın dilinde yüzlerce yılın beslediği şiir gibi adlarla devam ediyor. Bu ikisi hâlâ yan yana sürüyor.
Hayatımızın her alanı ikiliklerle dolu.
Bu ikiliklerden Güneysınır da etkileniyor.
İkilik yok; birlik var dediğimiz ve bunu gerçekleştirdiğimiz zaman hayat daha yaşanılır olacak ve insanımız insan olduğunun farkına ve tadına varacak.
Yasal Uyarı: Sitemizde Yayınlanan köşe yazıları ve
haberlerin tüm hakları www.guneysinirhavadis.com haber gazetesi
ve yazarına aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı
özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü,
alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Örnek: yazının bir bölümü alınarak yazının altına (yazının tümünü okumak için tıklayın)
yazılarak linke yazının alındığı sayfa bağlanabilir.



