Anasayfa | Künye | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Linkler
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
30 Haziran 2009 Salı 19:07
  Mustafa Everdi
  Gnysnr'da Ysmak
Güneysınır'da 5.Mevsim
GÜNEYSINIR’DA BEŞİNCİ MEVSİM

Mustafa EVERDİ

Güneysınır, hayatı her mevsimde bir şiir gibi yaşar.

Herkes çamura, toza, neme ve sivrisineğe gömülü bir hayat sürerken, Güneysınır rüzgârların serin ellerinde sallanan bir beşikte büyür. Tembelliğin kahve köşelerine, piknik alanlarına, tarlalarda çapa yapan kadınların azıklarına sinemediği bir coğrafyadır. Sanki Güneysınırlılar emekten başka bir yemek yolu bilmezler. Her bahar binlerce tohum meyveye dururken Güneysınırlıların ruhlarında da çiçekler açar. Fırtına ve rüzgâr yüzlerini yaksa da yağmurla dövülüp güneşte pişerler. Kışın soğuğunda birbirinin sıcaklığıyla ısınır, tezeklerin çayır kokan kokularını sçekerek, ağıl ve ahırlarda mallarını seyrederek her an bir güzelliğe pencere açarlar. 

Havasız kalmazlar, bunalmazlar, sıkıntı basmaz kendilerini. Bir rüzgâra bağrını verdiğinde hayatın bütün zorlukları tozlar gibi uçuşur gider uzaklara. Güneş hasadı sağlar, yağmur ürünü besler, soğuk ve kar tarlalara serpilen tohumları görevine hazırlar.  İnsan çok çalışmaktan ve gıdasızlıktan sıskalaşır. Zayıflayan bedenleridir ama gönülleri büyür, ruhları genişler ve kalpleri inşirah bulur. Sert iklim yüzlerini asık yapsa da güzel bir söz yüzlerinde çiçek açar, kalplerini en mahrum duygulara mekân yapar. Hiçbir zorbaya, despota, zalime boyun eğmeden tarlalarda eğilmenin izzet ve onurunu yaşarlar.

Güneysınır her mevsime yeni bir yüzle hazırlanır. Makyajlarını bereketli topraklardan bulaşan toza, çamura ve yağmura borçludurlar. Hiçbir kötülüğün dokunmadığı, fena fikirlerin temas etmediği bir yürekleri vardır. Haset, kin her insanda vardır ama Güneysınır bunu zihninde bir anlık kıvılcımdan öte bir yangına çevirmez.  Boyun eğmeden, rahatsız edilmeden yaşadıkları sakin bir hayat vardır. Büyük işlerin değil büyük heyecanların insanlarıdırlar. Bir koyun kuzular, bir inek yavrular, dünya onların olur. Mutluluk insanın yüreğinde kendisinden razı olduğu anlardır. Bu kadar yüksek duygulanım; tabiat hükmünü yürütürken buna şahit olabilmektir. Güneysınırlılar her an bu şahadeti yapmaktadır zaten.

                Şehirlerin, karmaşanın, ihtirasın ve uzun emellerin yükü altında değil; hasattan ambara taşıdıkları buğday, nohut fasulye dağları altında ezilirler. Dumana, zehire, egsoz gazına, teknolojik kirlenmeye, asit yağmuruna değil süt ve peynire boğulurlar.

                Herkesin birbirinin kurdu olduğu vahşi kapitalizmin rekabetinden, ihtiyaçların sonsuz gelirin sınırlı olduğu ekonominin getirdiği sıkıntıdan, alamadıkları lüks tüketim ve beyaz eşya yoksunluğuna yanmazlar, tarlalarda çalışırken, hasat yaparken, meyve toplarken güneşle yanarlar.

                Şehirlerin varoşlarında, merkezi yollarında, ulaşım imkânları bulunmayan mahrumiyet bölgelerinde otobüs ve dolmuş duraklarında otomobillerin sıçrattığı çamur ve büyükşehrin kaosunun ortasında kişilikleri dağılmaz; bir baştan bir başa çapa için tarlalara, yaprak toplamak için bağlara ve piknik için yeşil alanlara dağılırlar.

                Şirketlerin, kurumların yüksek binalarında, alışveriş merkezlerinin devasa labirentlerinde, milyonluk şehirlerin cadde ve sokaklarında değil, Dorla’nın, Bardas’ın, Ağras’ın, Durayda’nın, Kızılöz, Habiller, Kayaağzı, Ayas, Sarıhacı’nın, Örenboyalı, Mehmetali, Armusun, Güneybağ ve Karasınır’ın arazilerinde eşeklerinin, koyunlarının ve tavuklarının peşinde kaybolurlar. Buldukları kümeste yumurta, ahırda süt, tarlada ot, bağlarda üzüm ve meyvedir. Dalından kopardıkları taptaze bir nimet; içinden sular akacak kadar dolgun ve dünyayı besleyecek kadar çoktur. Buzdolaplarında, dondurucularda, market reyonlarında günlerce bekleyen pörsük bir gıda, günü geçmiş bir üründür. Boğazına bıçak salladıkları çevik bir horoz, kabarmış bir hindi, besili bir koyun, zaptedilmez bir dana; hâsılı kendi evinden ve hazırdadır. Köy tavuğu ve yumurtası “kuş gribine” inat kendisini Güneysınırlılara sunup duran organik bir gıdadır.

                Kışın caddelerin buz pistine döndüğü şehirlerde, otobüs beklerken, eve yetişmek için saatlerce yolculuk yaparken soğuktan, tipiden ve yalnızlıktan donmaz; kışın kuru bir araziye dönen tarlalardan baharda fışkıran ekinler, dallarında çiçeğe duran ağaçlar, bin bir çiçekten usare toplayan arıların balları karşısında hayretten donarlar. Bütün hayatları bunun hikmetini ve tılsımını çözmek için bir çabayla geçer. Yine de hikmetinden sual olunmazın yardımı ve desteği ile beslendiklerini düşünür, şükrü dillerinden Hamdi kalplerinden düşürmezler. Sofraları açık, misafir şeref veren Tanrı misafiri, sohbet tadından yenmez bir faaliyettir. Arkadaşlıkları sağlam, dostlukları kalıcıdır. Asker arkadaşı, baba dostu, gerçek kardeşleri, hayat yoldaşları gibidir. 

                Bereket gıdanı kendi ambarından sofraya taşımaktır. Marketler sayı ile kiloyla, parayla ve kredi kartıyla dengeli-dengesiz beslenme sunar. İşbölümü her ürünü yetiştirme zahmetinden kurtarır insanı elbette. Ama ambardan sofraya taşınan, inekten-koyundan sağılan, kümesten tavuktan alınan sadece gıda değil bereket ve nimettir aynı zamanda.

                Traktöre mazot dışarıdan gelir ama tarlayı hasat alanına çeviren güçlü kollarımız ve yüreklerimizdeki gelecek umududur. Herkes bir garanti ister, sağlamcıdır. Çiftçininki yağmura, suya, gübreye, hâsılı iklime ve mevsime bağlıdır. Bir umuttur toprağa para saçmak, para gibi tohum, gübre atmak ve pahalı sulama suyu salmak. Banka faizi gibi hesaplanamaz, vadesi yoktur. Allah verirse çoğalır; kuraklık ve afetler alıp götürür. Bir teslimiyet ve temenniye dayalıdır. Bu kadar tevekkül güçlü bir yürek ve kavi bir imanın sonucudur.

Veren O’dur; yetiştirip, yiyen ve şükreden bizleriz. Güneysınır bütün köyleri ile bu tevekkül içinde zamanın mümin ve muvahhididir. Hükümet konağında yardım ve destek istemekten, el işinde çalışmak, topraktan beklemek ve Allah’tan istemek daha tercihe şayandır. Onurlu, izzetli ve insancadır.  Ekmek bizim en temel nimetimiz ve gıdamızdır. Tarladan gelendir. Çalışmak ayıp değil; istemek, boyun bükmek ve başkalarının himmetine muhtaç olmak ayıptır.

Güneysınır emekten başka yemek yolu bilmeyenlerin yurdudur. Her bir lokma hak edilmiş, çalışılmış ve insanlığa sunulan ilahi sofradan hissemize düşendir. Güneysınır bunu en iyi bilendir.



Yasal Uyarı:  Sitemizde  Yayınlanan köşe yazıları ve
haberlerin tüm hakları
www.guneysinirhavadis.com  haber gazetesi
ve yazarına aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı
özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü,
alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Örnek: yazının bir bölümü alınarak yazının altına (yazının tümünü okumak için tıklayın)
yazılarak linke yazının alındığı sayfa bağlanabilir.

Bu yazı toplam 622 defa okunmuştur
YORUMLAR (2) adet
    keklik
    keske böyle olabilseydi şimdide
    belki bi 45-50 sene önceki güneysınır anlatılmış olsaydı eyvallah derdim lakin bu anlatılanların güneysınırla pek alakası yok hocam zira bi şehirde fitne fesat almış başını gidiyorsa bu dediklerinizin hic birinin olması imkansızdır
    23 Temmuz 2009 Perşembe 10:41

    Ali Durmaz
    Güneysınır mı Gerçek mi?
    Mustafa bey, elinize sağlık.Bir ilçe ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Gerçi bazen sizin yazılarınızdaki ilçe bizim Güneysınır mı diye terdüde düşüyorum ama olsun gerçekten güzel ve insanın koltukları kabarıyor.Selamlar
    01 Temmuz 2009 Çarşamba 14:11

Yazarın Diğer Yazıları

Mustafa Everdi
Mustafa Everdi
Prof.Dr. H.Mustafa ERAVCI
Larende.com
Betül Gümüşok
Fehmi Koru
yeni şafak
Çetin Oranlı
merhaba
Mehmet Altan
http://www.mehmetaltan.com
Seyfullah Gümüşok
merhaba gazetesi
Tüm Yazarlar
    » Piyasalar
$ USD
1.7595
€ Euro
2.3065
IMKB
60.669
Altın
96,852
    NEVSEHIR 07.02.2012
İmsak
-
5:10
Güneş
-
6:35
Öğle
-
12:02
İkindi
-
14:50
Akşam
-
17:17
Yatsı
-
18:35
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
© 2007-2008Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Kopyalanması ve Yayınlanması Yasaktır